Gebelik sırasında total protein

Antitrombin III eksikliği kalıtsal trombofilik hastalıkların en trombojenik olanıdır ve hastalar hayat boyu %50’den fazla oranda tromboembolik olay (damar tıkanıklığı) geçirme riski altındadır.
Protrombin gen mutasyonu veya trombomodulin gen mutasyonunun kötü gebelik sonuçlarından sorumlu olduğuna dair net bilgiler yoktur.

Tanı:
Erken yaşta damar tıkanıklığı geçirenlerde , ailesinde damar tıkanıklığı olanlarda, tekrarlayan düşükleri veya ölü doğumları olanlarda, gebelikler erken aylarda başlayan preeklampsi veya gelişme geriliği olanlarda trombofilik hastalık olması süphesiyle bazı testler yapılır.

Bu testler: Antitrombin III, Protein C, Protein S , Aktive protein C rezistansı (pozitif ise Faktör V Leiden mutasyonu araştırması), Lupus antikoaglan, Antikardiolipin antikorlardır.

Gebelik sırasında total protein S seviyesi değişmezken serbest protein S seviyesi düşmektedir. Gebelikte Aktive protein C direncinin (yanlış olarak faktör V Leiden mutasyonunu düşündürür) arttığı unutulmamalıdır. Bu testlerin gebelik olmayan dönemde yapılması gerekir. Fonksiyonel ve antijenik protein C seviyelerinde gebelikte değişme olmaz.

Tedavi:
Antitrombin III eksikliği olanlarda tromboemboli gelişme riski en yüksek olduğundan her halukarda gebelikleri boyunca tam doz heparin (pıhtılaşmayı engelleyici ilaç) ile tedavi edilirler. Diğer kalıtsal trombofili hastalarına gebelik öncesi tromboembolik olay hikayesi varsa veya düşük gibi kötü gebelik hikayesi varsa gebelik süresince profilaktik (önleme amaçlı) heparin tedavisi verilebilir. Heparin tedavisine aspirin tedavisi de genellikle eklenir. Tedavi doğum sonrası ağızdan 6 hafta devam ettirilir.

Gebelikte, Antitrombin III (AT III) eksikliği olan kadınların %70’inin tromboz geçireceği düşünülürse bu kadınların gebelikleri boyunca heparin ile tedavi edilmeleri mantıklı görünmektedir. Antitrombin eksikliğiyle karşılaştırıldığında protein C ve Protein S eksikliği, Faktör V Leiden ve Protrombin gen mutasyonu olan kadınlarda daha önce tromboembolik olay veya kötü gebelik hikayesi yoksa gebelikleri boyunca heparin ile proflaktik tedavi verilmesi tartışmalıdır ve konu ile ilgili net sonuçlar yoktur. Kalıtsal trombofilisi olan kadınlarda tekrarlayan düşük hikayesi varsa gebeliklerinde heparin ve aspirin ile ampirik tedavi uygulanması önerilmektedir ancak bu durumun netleşmesi için daha fazla çalışmalar yapılması gerektiği bildirilmektedir çünkü kalıtsal trombofililer ile tekrarlayan düşükler arasındaki ilişki bu güne kadar yapılan çalışmalarla çok net ispatlanmış değildir. Bu nedenle verilen tedaviler kanıta dayalı değildir, ampiriktir.

Kalıtsal trombofililer

KALITSAL TROMBOFİLİLER (PIHTILAŞMA BOZUKLUKLARI) VE GEBELİK
HAMİLELİKTE TROMBOFİLİ (PIHTILAŞMA BOZUKLUKLARI)
Kalıtsal trombofililer (kalıtımsal trombofililer) yani pıhtılaşma bozuklukları genel olarak basit tanımlamayla kanın pıhtılaşmaya eğilim gösterdiği bazı hastalıklardır. Bu hastalıklarda kanın pıhtılaşmasına bağlı damar tıkanıkları (tromboemboli), kalp, akciğer ve beyin gibi organlarda pıhtı oluşması, gebeliklerin düşük veya ölü doğum veya rahim içi gelişme geriliği ile sonuçlanması gibi problemler yaşanmaktadır. Burada daha çok kalıtsal trombofililerin gebelikle ilgili sebep olduğu sorunlar anlatılacaktır. Kalıtsal trombofili hastalarında gebelik kayıplarında artış izlenmektedir fakat trombofili “taşıyıcılığı” olan kişilerde gebelik kayıplarında artış izlenmemektedir.

Kalıtsal trombofililer genetik bozukluklara bağlı olarak ırsi yani kuşaktan kuşağa geçebilen ve doğuştan edinilmiş hastalıklardır. Trombofililerin ırsi olmayan yani doğuştan olmayan sonradan kazanılmış türleri de vardır (antifosfolipid antikor sendromu gibi).

Bu hastalarda damarlarda pıhtı oluşumuna bağlı tıkanıklık gelişme riski travma, hareketsiz kalma, cerrahi, doğum kontrol hapı kullanma, gebelik, kanser gibi durumlarda artar. Trombofilisi olan hastaların doğum kontrol hapı kullanması kesinlikle sakıncalıdır.

Kalıtsal trombofililer:
– Antitrombin III eksikliği
– Protein C eksikliği
– Protein S eksikliği
– Faktör V Leiden mutasyonu
– Aktive protein C rezistansı (Genellikle Faktör V Leiden mutasyonuna bağlıdır)
– Protrombin (Faktör II) gen mutasyonu
– MTHFR gen mutasyonu (Metilen tetrahidrofolat redüktaz)
– Hiperhomosisteinemi
– Trombomodulin mutasyonu
– Faktör 12 eksikliği

Migrene bulantı, kusma, ışığa karşı hasssasiyet

Migrene bulantı, kusma, ışığa karşı hasssasiyet, kulaklarda çınlama gibi belirtiler eşlik edebilir. Migrenden şüphelenildiğinde mutlaka bir nöroloji uzmanına başvurulması gerekir. Üzüntü, depresyon, stres, yorgunluk, aşırı kahve ve çikolata, aşırı ışıklı ve aşırı sesli ortamlar, uykusuzluk, aşırı egzersiz, doğum kontrol hapları migreni şiddetlendiren faktörlerdir.

Migren ilaçları hamilelikte zararlı olabilme riskine karşı genellikle kullanılmazlar. Ancak dayanılmaz ve geçmeyen migren ataklarında mecburen bazı ilaçlar kullanılmaktadır. Migren ağrıları için parasetamol türevi gebeliğe zararı olmayan ağrı kesiciler kullanılır.

Gerilim Tipi Baş Ağrısı
Gerilim tipi baş ağrısı kafanın bütün çevresinde baskı ve gerilme varmışçasına hissedilen bir ağrıdır. Migrene göre daha sık görülür ve migrenin aksine ışık ve sesten etkilenme, bulantı-kusma gibi durumlar daha az görülür gerilim tipi baş ağrısında. Gebelikten önce olan gerilim tipi baş ağrısının gebelik başladıktan sonra şiddetlenmesi çok beklenen bir durum değildir çünkü migrenin aksine hormonlardan çok etkilenen bir ağrı değildir. Gebelik sırasında tedavi için parasetamol türevi ağrı kesiciler kullanılır. Ayrıca geçşeme terapileri de faydalı olabilir.

Küme Baş Ağrısı
Küme baş ağrısı erkeklerde bayanlara göre 8 kat daha fazla görülmesine karşın nadiren gebelik sırasında da karşılaşılabilir. Genellikle 4 veya 8 hafta aralıklarla hemen hemen aynı günlerde meydana gelen, tek taraflı göz ve şakak bölgelesinde, şiddetli delici patlayıcı tarzda ağrılardır. Ağrının olduğu tarafta yüzde kızarma, göz yaşarması, burun akması gibi şikayetler de meydana gelir. Küme tipi baş ağrıları gebelik, adet dönemi, menstrüasyon gibi hormonal dönemlerden etkilenmezler.

DOĞUMDAN SONRA BAŞ AĞRISI
Doğumdan sonra da yukarıda sayılan bütün nedenlere bağlı baş ağrısı olabilir. Preeklampsi – tansiyon yükselmesi (gebelik zehirlenmesi) nadiren doğumdan sonra da meydana gelebilir. Spinal anestezi ile doğum yapılan durumlarda beyin omurilik sıvısının dışarı bir miktar akmasından dolayı baş ağrısı olabilir.